“Gezide ki amacımız çok bilinmeyen doğal ve tarihi güzellik-
lerimizin keşfedilmesi ve tanıtılması” diyen Mustafa Özer;
Bu gezimizde hep beraber gördük.Şuhut ilçemize bağlı Aydın
köyünde bulunan kaya yerleşimleri Firikler dönemine aittir.
Peri bacaları kadar güzeldir. Belki de daha mükemmel. Afyon
Firik Vadisi içersine Sandıklımızın ve Şuhut'unda alınması
gerek. Kaya mezarlar ilçemiz sınırlarında da bulunmaktadır.
Örneğin Çakmak Tepe mevkiindeki kaya mezar görülmeye
değerdir.” Diyerek haklı olarak temsil ettiği topluluk adına
kaygılarını,dilek ve önerilerini sunuyor. Ticaret ve Sanayi
Odası Başkanı Mustafa Özer,”Bu tip gezileri bundan sonra sık
sık düzenleyeceğiz. Özellikle ilçemiz ve çevresinde,komşu
ilçelerimizde bulunan doğal ve tarihi yapıları gezerek,incele-
yerek gündeme getirmeye çalışacağız” diyerek yerel turizmin
artık ilçemizde yer edinmesi gerektiğini» belirtiyor...................
Bir araştırmacı olarak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı
Özer'e ve bu organizasyonu destekleyen yönetici ve üyelerine
teşekkür ederek gezi notlarına dönmek istiyorum.......................
02 Ekim Cumartesi günü Ticaret ve Sanayi Odası önünde
buluşarak bize tahsis edilen aracımıza bindik. Yaklaşık on beş
kişiden oluşan grup hep tanıdık simalardan oluşmaktaydı.
Bizler birbirimizle hal hatır sorarken,muhabbet ederken
otobüsümüz yöremizde, Ali İhsan Paşa olarak ta biline,Milli
Mücadele yıllarının meşhur Cephane yolu, bu günkü ismiyle
Sandıklı-Şuhut yoluna girmişti bile. Şuhut yolu ilçemize bağlı
Dutağaç köyü girişinden Kumalar dağına uzanan bir yoldu.
Yol boyunca ilerlerken çorak fakat heybetli dağların ortasın-
dan kıvrıla kıvrıla ilerleyen otobüsün pencerelerinden dışarı-
sını hayranlıkla seyrediyorduk. Belirli bir yere kadar bu sarp
ve koca dağları sadece alıçlar süslüyordu. Kırmızı, sarı renkte
alıçlar. Beklide dedik Yunus Emre heybesine bu alıçlardan
doldurdu... Belki bir hayaldi bu ama güzel bir hayaldi…Bir an
için bu dağların ormanlık olması halinde nasıl da güzel olurdu
diye üzüntüsünü ve özlemini dile getiren arkadaşlarımız oldu.
Yöremizde “Odun Dağı” olarak bilinen ve bir zamanlar
Bekteş-Köyü ile Dutağaç köyünün paylaşamadığı bu dağ
kısmen de olsa yeşile olan hasretimizi giderdi. Otobüs yavaş
yavaş zirveye doğru ilerken araştırmacı Hüseyin Hüsrevoğlu
hocamız, “Atlantı Beli” gibi bellerin tarihi açıklamasını
yaparken bende Kumalar dağı üzerine söylenmiş türküleri
ve hikayelerini anlatıyordum.Üçerli beşerli sohbet ortamında
herkes bildiğince,dilinin döndüğünce bir şeyler anlatıyordu.
Hatta yanımda oturan Ercan Ceylan abiye, “Leyla ile Mec-
nun”un mezarının bulunduğu yeri elimle tarif ederken çok
şaşırdı. Şaşırmış olacak ki manalı bir tebessüm etti. «Olur hiç
öyle şey» dedi haklıca. Çünkü bu güne kadar oda ilk kez
duyuyordu. Leyla ile mecnun o bildiğimiz Leyla ile mecnun
olmasa aşkı dillere destan olmuş iki kara yazgılı aşığın hika-
yesi idi. İsimleri ne olursa olsun yöremiz insanı bu ismi
vermişti. Hatta bu aşıkların arasını bozan cadıdan kalma çalı
dikeni iki mezarın ortasında hala durmaktadır.