Yılmaz amca babamın ilkokuldan sınıf arkadaşı ve aynı mahallenin çocuklarıdır. Babam zaman zaman çocukluğunu anlatırken arkadaşları arasında Gabaların Yılmaz’ı da der olayı anlatırdı. Yılmaz amca Sandıklı da Keçecilerin fotoğraflarını çekmiş keçeciliği kaleme almış yazmış ilk kişilerdendir. Ziraat yüksek Mühendisi olan Yılmaz KALPALP ile tanışınca muhabbetimiz eksik olmadı. Tavuk yetiştiriciliği ve bu toprağın sesi kitapları mevcuttur. Yılmaz KALPALP şimdi fotoğraf makinesi ile fotoğraf çekimleri yapıyor. İzmir’de bir fotoğrafçılar derneğinin üyesidir.

Sandıklıya her gelişinde mutlaka uğrar halimizi hatırımızı sorar. Az da olsa muhabbet ederiz. Yine bir gelişinde sordum Sandıklı’yı bıraktıktan sonra her gelişinde seni ne memnun ediyor, ne üzüyor. Değişen ne var dedim. Tabi o ayrılalı baya çok olmuş. Değişiklikler anlatımına göre gözle görülür biçimde. Biz beklide içinde olduğumuzdan değişimi fark edemiyoruz. Sandıklı memleketin, Abi Senin memleketin Sandıklı, senin bakışınla nasıl dedik. Oda bir sonraki gelişinde yazılı olarak cevapladı. Aynen aktardık.

MEMLEKETİM
Ne zaman tıraş olmak için aynanın karşısına geçsem sağ yanağımdaki düz çizgi bakışlarıma takılıp kalır. Başkaları onu jilet, sırça veya bıçak yarasının izi sanır. Oda dikkatli bakılırsa. Oysa benim için yüzümde basit bir çizgi değil yüreğimde kanayan bir yaradır. Asla unutulmayan!...
Yaşlı olsun genç olsun erkeklerin çıplak veya saçlı kafalarında bazen tomurcuk ya da mantar gibi çıkıntılar görürsünüz. Buna benzer bir beze benim sağ yanağımda çıktı. Neredeyse bir bilye veya erik büyüklüğüne erişmişti. Henüz ilkokulun 2. Sınıfında öğrenciydim. Benden çok çevremi bu çıkıntı rahatsız etmiş ki, ne olduğunu merak için sıkıştıranların yanağımda bıraktıkları acıyı hala taşıyorum. Su, ur, yağ bezesi v.b. dediler.
Şimdi yerinde yeller esen keçecilik dükkânının peykesinde bir Pazar (yani pazartesi günü) oturuyorduk. Rahmetli ağabeyimin <heybeli melekler> dediği köylü müşterilerimizin gelmesini bekliyoruz. Sorkun köyünden akrabamızda olan birisi Afyon Devlet Hastanesine muayene için gidecekti. Beni de götürmek üzere bir hafta sonrasına gidiş için anlaşmıştık.
İlçemizde seneler önce yanan dispanser dışında sağlık kuruluşu yok. Bir hükümet ve birde belediye tabibi var yalnızca. Önemli ameliyat, teşhis v.b. konularda Afyon Devlet hastanesine gidiliyor.
Ama ne yazık ki beni Afyon’a götürecek kişi bize söz verdiği günde gelmedi. Bizlerde galiba şartlandık mı ne gitmek zorunda hissettim kendimi.
İlk kez Sandıklı dışına çıkıyorum. Dokuz yaşımdayım Ve de en kötüsü yalnızım. Cebimde de rahmetli amcamın verdiği kâğıttan beş lira var. Afyon devlet hastanesine yaya olarak sora sora gidiyorum. Kapıda soranlara derdimi anlatıyorum. Lokal anesteziyle uyuşturulan bezenin bıçak sesini adeta duyuyorum. Yüzüm bantlı-sarılı beni gönderiyorlar. Geldiğim yere geri dönüyorum. Yüzümün rengi kaçmış karmakarışık duygular ve acılar içindeyim. Açıkan karnımı doyurmak için pidenin üstüne irmik helvası alıyorum.
… ve geri dönüyorum. Sandıklıya yine tek başına
Yıllar beni ekmek kapısı aramak için savurmuş. Ayrılmışım memleketimden. Ana kucağından ve baba ocağından diyemiyorum. Çünkü babamı daha ilkokula bile başlamadan kaybetmişim.
Ve nihayet veresesi çok miktarı az tarlanın satışı için çağrıldım Sandıklı’ya. Öte yandan sinüzit, beni zorluyor. Kulaklarım dış dünyanın gürültülü sesine kapalı. Yer altında gibi sağırların evrenindeyim. Sandıklı hastanesine gidiyorum. KBB’ de iyi bir muayeneden sonra gerekli ilaçları da alarak tedavi oluyorum. Hastane düzgün, temiz, sırada olsa fazla değil. Memnun kalmışım ki: ağzımdan gayri ihtiyari: <Sandıklı gibi yerde böyle bir hastane ‘…> lafları dökülmüş. Uzman doktorda cevaben ‘’onu bana değil başhekime anlatın’’ dediğini hala duyar gibiyim.
Gribi atlatıp tamamen iyileştikten sonra bu iki görünüm aklıma takıldı ister istemez.
Her gelişimde toprak damları kiremitle kaplanarak griden kırmızıya dönen toz ile çamur yolları da taşlarla döşenen ve güzelim ahşap veya taş binaların yerini zarafetten uzak beton yığınları alan bu şehir benim bildiğim Sandıklı olmaktan çıkıyor. Yeni simasına bürünüyor.
Ama bu arada beni geçmişime bağlayan ipuçları da birer birer tarihe gömülüyor. Hiçbir iz bırakmadan yok oluyorlar.
İşte size anılardan sağlıkla ilgili biri çok eski, diğeri yeni iki önemli örnek. Birini terazimin bir kefesine diğerini de ötekine koyuyorum. Birini gönlüm, ötekini mantığım destekliyor ve arka çıkıyor.
Mantığım her ne kadar gelişmeleri ve değişiklikleri kabullense de her keresinde yüreğimin sesine ve haykırışına dur diyemiyorum.
Herkesin objektifi farklı kaydeder. İşte Sandıklı, eskisi ve yenisi ile fazla söze ne hacet.
Yılmaz KALPALP Bayraklı- İZMİR (09 Nisan 2011)